Bugun...
ZAMANIN RUHU


Naci KONYAR
NaciKonyar@tasova.gen.tr
 
 

facebook-paylas
Tarih: 18-10-2015 22:59

ZAMANIN RUHU

 

     Kaybettiğimiz değerlerimiz için kaygı ve hüzün duyan, eskiyi tanıyan bilen yaşları elliyi deviren bizim nesildir.

     Bahçeli nizamdan bitişik nizama, oradan da site hayatına geçen, zaman ve mekan değişikliğine şahit olan bu nesil, sosyal hayatımıza akseden, sosyal bünyemize yabancı bu soğuk ve sevimsiz evrimleşmeden rahatsızlık duymuştur.

     Bahçeli nizamın evlerinde yaşamını sürdürenler bu gün ki gibi sıkıcı hayatın bunalımından kurtulmanın bir çaresi olarak evdeki mobilyayı değiştirmeyi düşünmezlerdi. Çünkü evdeki her eşya, her dolap, kanepe, sehpa, sandık, sedir geçmişte yaşadığı anları işaret eden zamanı canlandırıyordu. Evdeki tüm eskiler eve anlam kazandıran yaşanmışlığın şahitleri idiler.

    Bir dostun vefatıyla ilgili verilen mevlit yemeğine icabet dönüşü uzun bir zamandır dolaşmadığım ilçe sokaklarında gördüğüm kat kat, rengârenk, parlak madeni korkulukları ile balkonlu yeni apartmanlarda eşyaya yansıyan zamanın izlerinin yok oluşunun hüznünü duydum. Bahçeli evler yerlerini hepsi bir örnek apartmanlara bırakmıştı. Necip Fazıl’ın günümüz apartman hayatını anlatan “Yakınlıktan ötürü/kaçıp gitmiş yakınlık” gerçeği aklımdan geçti. Bir de Orhan Okay’ın komşulukla ilgili söyledikleri:

     “Eski İstanbul’da komşuluk” diyor Okay “günlük hayatın ayrılmaz güzel bir parçası, fakat galiba güzelliğinin farkında olmadan yaşanan bir hayattı. Onu kaybettiğimiz zaman güzelliğini de idrak ettik. O komşuluğu insanların içindeki tabii dayanışma duygusu, görgü, gelenek ve dini hayat yüzyıllarca yoğurmuş, şuur altımıza yerleştirmişti.”

     Gamze Güller; “En çok onu sevdim” romanında günümüz insanının çelişkilerine, eşya-insan-zaman-mekân ilişkisindeki çarpıklığa işaret eder: “Yeni ev için eskitilmiş, beyazlatılmış parke, eskitilmiş mobilya istiyorsun. Alışverişe gittiğinde hafta sonu için soluk tişörtler, yırtık kotlar alıyorsun. Hiçbir şeyin eskisini istemezken, her şeyin eskitilmişini istiyorsun. Yepyeni eskiler peşindesin.”

     Eskitilmiş yenilerde yaşanmışlığın zamanın izlerinin eşyada ve mekânda oluşturduğu bir eksikliğin olduğunun farkındayız.

     Bu manada tarih soluyan Amasya’mıza bir göz atarsak yakın zaman dilimi içinde yeni yapılan camilerimiz ile Beyazıt Camii’ni karşılaştırdığımızda en son, en fenni alet ve malzemelerin kullanılarak inşa edilen yeni camilerimizde zamanın izlerinin eşya ve mekânda oluşturduğu eksikliği fark edebiliyoruz. Beyazıt Camii’nin taşlarında zamanın izlerinin yaşandığı tarihi hissettiğimiz gibi…

     Hani derler ya geçilen şehirler vardır, gidilen şehirler vardır. Çoğu şehirlere yolunuz düştüğü halde durmak ve gezmek ihtiyacı duymadan yanından geçersiniz. Amasya öyle değildir. Kayalarına, camilerine, türbelerine, hanlarına, hamamlarına, çeşmelerine, yalı boyu evlerine zamanın izlerinin düştüğü Amasya’dan geçilmez. Amasya’ya gidilir, durulur ve gezilir…

     Ez cümle şuraya gelmek istiyoruz. Bizler yoklukla varlık zamanlarını gören ve yaşayan nesiller olarak geçmişin güzelliklerini yazmada ve kaybettiğimiz değerler içinde kalemimiz feryada, mürekkebimiz ağlamaya devam edecek. Çünkü bütün şehirlerimiz birbirine benzeyen fotokopi şehirlere dönüştü. Şehirlerimiz ruhlarını ve siluetini kaybetti. Yeni şehirlerde ağaçlara, kuşlara, böceklere, yaşlılara hayat hakkı tanınmıyor. AVM müdavimi, varlıklı ve sağlıklı insanların yaşadığı şehirler kuruluyor. Şehirlerimiz modern olmanın en büyük yalanı parklarla göz boyanıp, insanımız doğal hayatın gerçeklerinden kopuk olarak yaşamaya mahkûm ediliyor.

     Evet büyüyoruz ama insanlığımızı unutarak, dağları, tepeleri tarumar ederek, ağaçları keserek, ırmakları, dereleri kurutarak, kirleterek, atalarımızın basmaya kıyamadığı topraklar üzerine rezidanslar dikerek büyüyoruz. Sonra da muhafazakârlıktan bahsediyoruz. Allah muhafaza…

Bu yazı 3467 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
YUKARI